Kurtlar...

Bu hayvana ne zaman ilgi duymaya başladığımı hatırlamıyorum, ama nisbeten yeni bir tarih sayılır, çünkü bir "Devrdimci"nin Ülkücülerin sembol hayvanını sevemeyeceği devirleri atlattıktan sonraydı…
Kurtla ilk tanışmam, masallarda oldu. Babaannemin masallarındaki kurt siyasi olmadığından başka bir kategoriye giriyordu ve başka bir ad taşıyordu: "Canavar". Balkanlardan gelenlerin kurda "Canavar" demeleri, bana her zaman çok sonra duyduğum "Kurt adam" efsanesini ve "Drakula" falan gibi irkiltici fantastik kötülükleri çağrıştırırdı. İlkokuldaki "Yavrukurt"luğum, kurt gibi acıktığımda anneannemin yaptığı ve adına "kurt" dediği basit hamur kızartmaları, kırmızıbaşlıklı kızı yiyen kurt falan hepsi, "faşist kurt"la birlikte uzunca bir süre hayal dünyamdan çıktı…
İnsan gerçekten daha bir olgunlaşıyor mu, yoksa hayatı daha iyi anladıkça daha az mı korkuyor veya temkinli biri oluyor bilemem, ama siyasi bagajlardan kurdulunca oldukça hafifleyip her konuya daha tarafsız bir yerden yaklaşabildiğini söyleyebilirim. Ben de hafifledim ve göçebelerin dinlerini araştırırken bu hayvan yoluma çıktı. Kuzey Asyalı göçebeler ona Börü veya Böri diyorlar ve birçok göçebe boy'un Ongon'u, yani totemi kurt. Kırgızlarınkinden tutun da Çingis Han hakkında anlatılanlara kadar bazen abuk sayılabilecek kurt hikayeleri, söylenceleri vardır. Masallardaki gibi havvan donuna bürünen Kamların, Amerikalı rejisörlerin "kurtadam" denen tipler olmaları da mümkündü, hem de çeşit çeşit hayvan donuna girip, koruyucu hayvan ruhlarına dönüşen cinsinden. Yakutlar bu hayvanlara Ije-kil diyorlardı ve tabii Kurt da onlardan biriydi…
Sadece göçebelerin değil, Doğu Asyalıların da Kurdu önemsediklerini sonraki yıllarda öğrendim. Kurtları örnek alan Çingis Han'ın kurduğu Moğol soylular sınıfının Anadolu'dan Ortadoğuya, oradan Çin'e ve Hindistan'a kadar o zaman bilinen dünyanın büyük bir bölümüne hükmetmesinden önce uzunca bir süre Aşina hanedanının aynı rolü üslendiğini öğrendiğimde, bu Kurt hikayesi gene önüme çıktı. Kimilerinin "yol gösterici", kimilerinin "Soyu devam ettirici" diye adlandırdığı o kurt, bu kurttu ve adına da Aşina deniyordu. Kurtların bu kadar uzun süre bu kadar popüler olabilmeleri ise, galiba sürü örgütlenmelerinde gizli…
Böceklerin bile düşünebildiği, duygularının olduğu, abstrakt düşünmeyi bile başardıkları, planlar yapabildikleri kanıtlanmışken, kurt gibi mistik bir hayvanın insanları nasıl etkilemiş olduğunu tahmin etmek artık zor değil. Kurtlar, küçük aşiretler gibi davranıyorlar ve çok örgütlü akıllı avcılar. Ülkücüler devrinden kalma çok kurt efsanesi dinledim. Bunlar, kitap niyetine okunmayacak ilkellikte, hamaset ürünü faşizan ve aptalcaydılar. Tarihlerine ilham olmuş Kurt gibi bir hayvan hakkında ciddiye alınabilecek bir tek adam gibi hikaye yazmamış Türklere karşılık, Çinlilerin böyle bir Bestseller'e sahip olduğunu öğrendikten sonra gardım iyice düştü ve siyasi saçmalıkları bırakıp bu hayvana karşı sempati duymaya başladım. Jiang Rong takma adıyla "Kurt totemi" diye bir roman yazıp, Çin'in tüm zamanlar için satış rekorunu kıran Lü Jiamin, kitabına eklediği bir makaleyle Çinlilere bir de koyunluktan vaz geçip kurtlar gibi olmalarını öneriyordu. Avni Pardo'nun Türkçeye çevirdiği kitap, berbat bir kitap kapağıyla piyasaya düştü ve pek de ilgi görmedi. Çin'de 25 milyon adet satılan bir kitaptan bahsediyoruz. Kurtların sofistike hayatları, örgütlenme biçimleri, avlanma ve savaş usulleri, insanlarla kurdukları iletişim biçimleri, bu hayvanları ilginç kılıyor -en azından benim için...